Doçentlik Başvurusunda “Dilimleme” (Salami-Slicing) İddiaları ve Hukuki Gerçekler
Doçentlik Başvurusunda “Dilimleme” (Salami-Slicing) İddiaları ve Gerçekler: Emsal Mahkeme Kararları Eşliğinde Bir Rehber
Doçentlik başvuru sürecinde, eser inceleme aşaması devam ederken adayların en çok karşılaştığı ve maalesef son dönemlerde jüriler tarafından sıkça gündeme getirilen iddiaların başında “Dilimleme” (Salami-Slicing) geliyor. Akademik kariyerinizin en kritik dönüm noktasında böyle bir etik iddia ile karşılaşmak can sıkıcı olsa da, bu iddiaların büyük bir kısmının mevzuata, uluslararası standartlara ve hukuki gerçeklere aykırı olduğunu bilmek önemlidir.
Peki jürilerin sıklıkla dile getirdiği dilimleme iddiası nedir, uluslararası kurullar bu duruma nasıl bakıyor ve en önemlisi idare mahkemeleri ile bilirkişi raporları bu konuda nasıl kararlar veriyor? Bu yazımızda, doçentlik masasında masaya yatırdığımız bu kritik konuyu hukuki ve akademik boyutlarıyla ele alıyoruz.
1. Dilimleme (Salami-Slicing) Tam Olarak Nedir?
Dilimleme, sıklıkla mükerrer (tekrar) yayın ile karıştırılsa da aslında tamamen farklı bir kavramdır. ÜAK Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi’nin 4. maddesine göre dilimleme:
“Bir araştırmanın sonuçlarını araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun olmayan biçimde parçalara ayırıp birden fazla sayıda yayımlayarak bu yayınları akademik atama ve yükselmede ayrı yayınlar olarak sunmaktır.”
Buradaki en sihirli kelime “sonuç” ve “bütünlüğün bozulmasıdır”. Yani etik ihlalin gerçekleşmesi için şu üç şartın bir arada bulunması gerekir:
Araştırma sonucunun bölünmüş olması,
Bu bölünmenin bütünlüğü bozucu ve uygun olmayan bir biçimde yapılması,
Parçalanan yayınların doçentlik ya da kadro atamalarında ayrı birer eser (puan) olarak sunulması.
Eğer bu şartlardan biri bile eksikse, ortada teknik olarak bir dilimlemeden bahsetmek mümkün değildir.
2. Uluslararası Standartlar Ne Diyor? (COPE ve ICMJE Yaklaşımı)
Jüriler bazen sadece “aynı veri seti” kullanıldığı gerekçesiyle kolayca dilimleme iddiasında bulunabiliyor. Oysa akademinin küresel otoriteleri bu konuda çok daha esnek ve mantıklı sınırlar çizmektedir:
COPE (Committee on Publication Ethics): Makalelerin aynı popülasyonu veya yöntemi kapsayabileceğini, ancak sonuçların yapay şekilde parçalanmasının dilimleme olduğunu belirtir. Buna karşın; eğer makaleler ayrı araştırma sorularına ve hipotezlere sahipse, birbirlerine uygun şekilde atıf yapılmışsa ve beyanlar tam ise kararı editörlerin takdirine bırakır. Hatta verilerde üçte ikiye kadar örtüşme olması durumunda bile bunun dilimleme değil, editöryal süreçte değerlendirilecek bir durum olduğunu savunur.
ICMJE (International Committee of Medical Journal Editors): Editörlere verdiği kılavuzda; aynı gruptan veya aynı veri setinden gelen ayrı taslakların, analiz yöntemleri veya sonuçları farklılık gösteriyorsa birbirinden bağımsız çalışmalar olarak değerlendirilmesi gerektiğini açıkça söyler.
Beaufils -Karlsson Kriteri: Geniş kapsamlı projelerin, tek bir makalede rapor edilemeyecek kadar büyük çıktıları varsa veya ilk makalede tartışılmamış ikincil bulgular içeriyorsa, aynı projeden birden fazla yayın üretilmesinin son derece meşru (legitimate division) olduğunu savunur.
3. Jüri İddialarını Çürüten Emsal Mahkeme ve Bilirkişi Kararları
Sırf jüri raporunda “aynı veri seti kullanılmış” yazıyor diye hak kaybına uğramak zorunda değilsiniz. Ankara İdare Mahkemelerinde görülen davalar ve bu davalara sunulan bilirkişi raporları, adayların elini inanılmaz derecede güçlendiriyor. İşte o emsal kararlardan satır başları:
“Yüksek Etki Faktörlü Dergiler (Q1/Q2) Bu Filtreyi Zaten Yapıyor”
Ankara 3. İdare Mahkemesi (Bilirkişi Raporu): “Eğer bu makaleler dilimleme için yeterli veriye sahip olmasaydı, yüksek etki faktörlü dergilerde (Q1, Q2) yayına değer bulunmazlardı. Çünkü bu dergilerin editörleri COPE standartlarını çok sıkı uygular. Her yayın için yeterli deneysel veri mevcuttur ve araştırmanın bütünlüğü bozulmamıştır.”
“Veri Toplama Aracı Aynı Olsa da Sonuç Farklıysa Dilimleme Yoktur”
Ankara 14. İdare Mahkemesi (Bilirkişi Raporu): İki çalışma arasında amaç ve veri toplama araçlarının benzerliği tespit edilmiş olsa bile; örneklem büyüklüğü, bulgular ve sonuçların farklı olduğu ortaya konulduğundan dilimleme olmadığına hükmedilmiştir.
Ankara 14. İdare Mahkemesi (Ayrı Bir Karar): Bir defada toplanan veriyle birden fazla çalışma yapılmış olmasında, araştırmaların amaçları ve oluşturulan hipotezler birbirinden tamamen farklı olduğu için etik ihlal bulunmadığı belirtilmiştir.
“Bilim İnsanları Tüm Veriyi Tek Makaleye Sıkıştırmaya Zorlanamaz!”
Ankara 2. İdare Mahkemesi (2021 Yılı Emsal Mahkeme Kararı): Mahkeme heyeti kararında tarihi bir tespitte bulunmuştur: “Yazarların tek bir araştırmadan elde edilen bütün verilerden sadece bir makale üretmeye zorlanmaları beklenemez. Hatta bir çalışmadan birden fazla yayın yapılamaz gerekçesiyle bilim için son derece önemli araştırma sonuçlarının bilim dünyasıyla paylaşılamaması etik açıdan sorun teşkil eder. Proje ve doktora çalışmalarının geniş kapsamlı olması sebebiyle bölümlere ayrılarak yayımlanması dilimleme değildir.” ÜAK tarafından tesis edilen etik ihlal işlemi mahkemece iptal edilmiştir.
“Örneklemin Aynı Yerden Seçilmesi İhlal Değildir”
Ankara 3. İdare Mahkemesi Kararı: Verilerin veya örneklerin aynı yerden/kurumdan toplanmış olması, bu çalışmalarda dilimleme yoluyla bir etik ihlali doğurmaz.
4. Dilimleme İddiasıyla Karşılaşırsanız Ne Yapmalısınız?
Eser inceleme sürecinde böyle bir iddia önünüze geldiğinde savunmanızı şu üç ana sütun üzerine kurmalısınız:
Veri Seti ve Örneklem: Aynı olsa bile bunu neden kullandığınızı (geniş kapsam, uzun soluklu proje vb.) gerekçelendirin.
Araştırma Soruları ve Hipotezler: İki çalışmanın dünyaya sorduğu soruların ve test ettiği hipotezlerin tamamen farklı olduğunu gösterin.
Bulgular ve Sonuç Bölümü: Elde edilen akademik katma değerin ve sonuçların birbirinden bağımsız olduğunu net bir şekilde analiz edin.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.
